19 Haziran 2015 Cuma

biz 3 çiçek idik

Bu bir -happypeople- yazısıdır. Nazçen ve Güllübin adındaki iki kıza ithaf edilmiştir.

Ve Taşkışla'da kış adının hakkını vererek devam ediyordu. Maketler yapılıyor, paftalar hazırlanıyor, 3400 ise bütün sevince ve kedere şahit oluyordu. Havanın kararmasının bir anlam ifade etmediği öğrenciler atkı ve berelerine sarınıp koşa koşa yemekhaneye gidiyor koşa koşa geri dönüyorlardı. Çünkü onlara ilk öğretilen şey çalışmak ve üretmekti.

Bütün bu hengamenin ortasında 3 küçük çiçek oradan oraya savruluyordu. Bazen uykusuzluktu dertleri, bazen parasızlık, bazen de havada uçan kuş. İnsan sinirleri bozulunca nereye saldıracağını şaşırıyor sonuçta. Başka arkadaşları gezip-tozup-yatıp okul bitirirken bu 3 çiçek tabi ki de hüzünleniyordu.

Nasıl mı bir araya geldiler? Bir fincan kahvenin suyu,sütü ve kahve çekirdeği gibi. Kendilerinden daha iyi bir şey ortaya çıkartmak için. İki iyidir diyen Oruç hocaya peki ya üç? diyebilmek için. Çoğu zaman ise maket yapmak için... Hayat güllük gülistanlık, her yer gökkuşağı ve dört yapraklı yonca değildi sonuçta. Birilerinin çalışması gerekiyordu.

Neyse işte. 3 çiçek birbirlerini sevdiler. Birinin yaprağı koptuğu zaman hemen suladılar ki daha iyisi çıksın. Diğerinin kökü zedelendiğinde destek oldular. Sabah çay, öğlen yemekhanedeki çatal bıçak sesi, akşam kalemin kağıtta bıraktığı izdiler. Yani basit. Yani ne iseler o idiler. Belki de bu kadar kolay bağlanmalarının nedeni buydu. Bilemeyeceğiz.

Onlardan bize kalan en güzel dize ise şu oldu: bir sarılsam tüm gücümle




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder