20 Ağustos 2015 Perşembe

this city is upside-down. not me.

"And above all, watch with glittering eyes the whole world around you because the greatest secrets are always hidden in the most unlikely places. those who don't believe in magic, will never find it." The Minpins/Roald Dahl. 

Bana hala çocuk kitapları okutan ablam. kalabalığını -artık- kucakladığım ve kabullendiğim ve hoşuma gitmeye başlayan istiklal caddesi. renkleri. sesleri. kulağımdaki şu( https://www.youtube.com/watch?v=aqsL0QQaSP4&list=PLKuW3m_3icYv4B88LzRTXSHCswS9lOlwn&index=32 ) şarkı ve aklımdaki klibi. 

çocuk kalmak için gerekli olan kişiler,yer ve zaman bir araya gelmişti. so we left this city to find some magic.


16 Ağustos 2015 Pazar

küçük prensler ve onların gezegenleri

Merhaba kendini küçük prens hissedenler. -happybook- teması içerisinde kendi kendime söyleştiğim bu yazıyı, kitabı 20 yaşını geçkin olduğum halde okumamış olmama hayret eden ve bana onu zorla okutan çok sevgili arkadaşlarıma -onlara hayat ağacımın kökleri demeyi severim- armağan ediyorum.

Geç yatıp erken kalktığım bir arkadaş evindeydik. Sabah işi olanlar yola koyulmuş, olmayanlar uykunun yumuşak hissiyatını sürdürmeye devam etmişlerdi. Ben ise sene içerisindeki sabahlamaların hediyesi olarak bende kalan -az uykuya talibim yeterki gülümüz solmasın- alışkanlığıyla rahat yatağı bırakıp soluğu mutfakta almıştım. Öğrenci evinin bel kemiği, geceden kalma yığın yığın çay bardaklarını yıkayıp dizdim. bu eylem, ilerleyen dakikalarda, kendimde tek başına balkon keyfi yapma yetkisini görmeme neden olmuştu. Kahvaltı niyetine, gelirken aldığımız, tadı gayet yerinde, şeftalilerden ufak bir meyve tabağı hazırlayıp balkona çıktım. Akşam elime tutuşturdukları ve okurken uyuyakaldığım Küçük Prens'i de peşimden sürükledim ve beraber el ele gülmelerden hüzünlenmelere, hüzünlenmelerden gülmelere gark olduğumuz kısa bir yolculuğa çıktık.

Kitapta her şey o kadar yalındı ki... -bir çocuk kitabı gibi görünmesine rağmen aslında çocuk kitabı olmadığının defalarca hatırlatıldığı- bu kitap, koşturmacayı bırakıp, derin nefesler aldıktan sonra etrafa baktığımızda göreceğimiz şeyleri arka arkaya sıralamaktan başka bir şey yapmıyordu. işte koşturmacayı bırakamayıp, derin nefesler alamayanlar da kitabı okuyorlardı. Bende iz bırakan sıra sıra dizilmiş yazılar değildi büyük ihtimalle. Koca koca insanların hala küçük prensi okuyup okutmasıydı. Mecidiyeköy manzaralı balkondan, henüz uyuklamakta olan şehre bakınca kitabın hangi ellerden geçtiğini merak etmeye başladım. Bir çocuk odasında komidin başı mıydı yoksa üzerine -verilecekler- yazılmış bir kolinin üyesi mi? kim bilir?

İşte küçük prens gezegenler arası seyahatine devam ededursun, bizim dünyamızda da seyahate başlama saati yaklaşmıştı. Kitabı kapatıp, pencerenin pervazına tutunarak umarsızca balkondan sarktım. üst üste binmiş hayatlardan oluşan apartmanlar hareketlenmeye başlamıştı. balkondan sofrabezi silkeleyen anne gezegeni. camın önündeki sandalyede sabah kahvesini içen takım elbiseli abi gezegeni. Arabasının üstünde uyuyakalan kediyi dürten amca gezegeni. Bir de işte ben. Onları ve olanları izleyen gezegen.

İnsanları ve gezegenlerini daha fazla rahatsız etmemek adına kendimi topluyor ve mutfağa geri dönüyorum. Büyük bir bardağı ağzına kadar su doldurup lıkır lıkır içiyorum. Çünkü ben de gezegenimde, küçük prens gibi, suyun kalp kırıklarına iyi geldiğini düşünüyorum.