24 Eylül 2015 Perşembe

Bugün bayram. Erken kalktık çocuklar.

Bu bayram, Uzuner hanesi için olması gerekenden fazla sessizdi. Ortalıkta dolaşan bir çocuk, balkonda çay-sigara keyfi yapan bir enişte ve tekli koltukların birine kurulup kitap okuyan bir abla eksiğimiz vardı. Biz de kendi yağımızda kavrulduk. Kapı zilini gülüşmeler eşliğinde çalan çocuklara şekerler verdik. Bir elin parmak sayısını geçmeyen misafirlere tatlı ikram edip üniversiteye yeni başlayan oğlanları/kızları hakkında konuştuk. Şu şu kampüsü biliyor muydum? Ulaşımı nasıldı? Evden gidip gelebilir miydi? 

Bu sessizlikte bir de ödev yapmaya çalışıyordum ama etrafta bana malzeme verebilecek  çok az şey vardı. Proje hocamızın ¨mekan günlüğü¨ adını verdiği çizimlerde bir günümü anlatmam gerekiyordu ama sürekli aynı şeyi yapıyordum ve sürekli aynı kişileri görüyordum. Bayramda ne yaptın? Oturdum hocam. Çay içtim.  Peki ama nasıl oturdun? Nerede oturdun? Çayına şeker attın mı? Seninle oturan başka biri var mıydı? Aydınlık mıydı karanlık mıydı? dıdısının dıdısı ve dıdısı.

4 gündür oturduğum yere farklı açılardan ve farklı çizgilerden bakabilmek için büyük uğraşlar veriyorum. Eğlenmedim de diyemem. Kim bir koltuğu 3 yönden çizme ve bunu ödev diye verme şansına sahip? (Proje yaverlerimle bakışmalar. Bir tutam ağlayış. Bir tutam gülüş)

Bu aşağıdaki çizim de bittikten sonra bana Nazan Bekiroğlu'nun ¨bir demet nergis al kendine¨ yazısını hatırlattı. Kendisine ve yazılarına olan hayranlığımın sonucunda o çok sevdiğim paragrafı da paylaşmak istedim.

¨Sonra hatırla. Yıllar önce hani, yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen. İnsanlara güvenini kaybetmiş, birinde hepsini mahkûm etmiş. Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun. Birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı. Tekerleği kapmış, bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin? 
Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın. Vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma. 
Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma.¨






14 Eylül 2015 Pazartesi

"Take her to the moon for me, okay?"


Merhaba yeni dönem. Merhaba ödevlerim. Merhaba hayat.
Ders programına bakıp "sen mi büyüksün ben mi?" diye iç geçirilen bu harika eğitim öğretim yılının yükünü bir buçuk saatliğine de olsa unutmak isteyenleri buraya alıyoruz. Bir de animasyon sever yetişkinleri.
Gözümün nuru ablamın, canımın içi yeğenim uğruna girdiği animasyon camiasından çekip çıkarttığı bir film, "Inside out". İzlemeyen belki de çok bir şey kaybetmez lakin izleyene, yaşlanınca yüzünde oluşacak kırışıklara eklenecek bir adet sıcacık gülümseme vaat ediyoruz. Neyse bırakalım da film kendi adına konuşsun. Zaten söyleyecek çok şeyi var.





8 Eylül 2015 Salı

Happy birthday, dear.

Bir bakmışım, sana seni anlatmak için kolları sıvamışım.

Nasıl da büyüdün! 21 seneden bahsetmiyorum. şu son 3 yılda... Ne kadar da çok büyüdün. Okula başladığın ilk sene, geceleri  korkulu mesajlarla dönerdin bana. Orada tek başına ne yapıyordun? Bilmiyordun. Kalabalık yurt odalarında duyabildiğin tek ses kendi sesindi. Ondan da bir türlü emin olamıyordun. Dinlesen mi? Sustursan mı? Umursamasan mı? Yakın geçmişten kalan hayaller fısıldıyorlardı sana. Keşkeler ve daha nicesi. Ben buralardaydım ama buradayım dediğim yerle aranda 450 kilometre mesafe vardı. Senin için daha fazlasını yapmak istediğimde ama yapamadığımda hep "seni" daha fazlasını yapmaya zorluyordum. Kendin için.  Fısıltıları az buçuk tahmin ediyordum.

Sonraki sene arayışa girmiştin. Değişik şeyler deniyor, belki de hiç yapmayacağım dediklerini birer birer yapıyordun. Sana getirdiklerinden daha çoklarını götürüyorlardı belki ama ne yapalım. Büyüyordun. Sancılı dönemlerin de oldu. Mutluluktan ayaklarının göğe değdiği dönemlerin de. En azından yaptıklarının sorumluluğunu kendi üstüne almıştın. Omuzlarında başkalarını taşımıyordun. Bu arayış ufkunu açmıştı, özgürleşmiştin. Etrafına baktığında neler görüyordun neler. Hep daha fazlası vardı, bunu öğrenmiştin. 

Ve bu sene, bir anda, oldun. Kabullendiklerin, belki de kabullenmek zorunda kaldıkların artık senin bir parçandı. Onları kucaklamıştın ve kendi renklerini katmıştın. Bu harika birleşim sadece sana değil etrafındakilere de mutluluk getirmişti. Ayakların göğe değdiği kadar yere de basıyordu artık. İçindeki çocuğu öldürmeden yetişkinliğe adım atabilmiştin. Bu dinginlik yüzüne bile yansımıştı. Gözlerin daha canlıydı artık. Sakin bir gülümsemeyle bakıyordun etrafa ve kahkahan hala çocuk bahçelerini hatırlatıyordu. Herkes büyüyordu ama sen daha da güzel büyüyordun!

Şimdi bu eski dostun merak ediyor. Bu yeni yaşta neler gelip geçecek bir kuşun kanat çırpışı kadar olan ömründen? Dönüştüğün bu insan kimlerin hayatına girecek ve kimlerin hayatından çıkacak? Neye tutuklu kalacaksın? Neye özlem duyacaksın? Önemli olan aşık olman değil de... Aşkı nasıl tanımlayacaksın? Bu eski dostun merak ediyor. 
Benimle daha ne kadar eskiyecek, daha ne kadar bir gülümsemeyi paylaşacaksın?